Ermenistan Gezi Notlari

2 Ekim 2013

    Önyargıların başkenti İstanbul'dan çıkıp Ermenistan'a gitmek pek öyle kolay değil, çünkü sınır kapılarımız kapalı. Gürcistan üzeri gitmek en mantıklısı. Nadir de olsa direkt İstanbul-Erivan uçuş seferleri var. Ben Azerbaycan'ı da tura koyarak üçleme yapmayı planlıyordum, fakat Azeri ''kardeşler'' vize uyguluyorlar, ben de sınır kapısından rahatça vize alıp Ermenistana gitmeye karar verdim ve çok da iyi yapmışım. Tiflis-Erivan arası 5 saat sürüyor. Minibüs dolunca yolculuk başlıyor. Ücret 30 lari. Yol sınıra kadar çok düzgün, sonrası hafif virajlı. Vizeyi sınır kapısında 10 dolar karşılığında rahatça alıyorum. Stockholm metrosunda Furkan'ın hem yazdığı, hem de oynadığı sessiz sinemayı bana hatırlatan bir vize memuru ile karşılaşıyorum. 20 dolar veriyorum, üstünü çaktırmadan indirmeyi planlıyor, üstünü vermedin deyince, aa '' excuse me '' diyor, 10 doları veriyor, her neyse yorum yapmıyorum bu sefer. Tiflis'de yanıma oturan Japon Wataru ile 4 gece 4 gün Ermenistan'da birlikte gezdik,yedik, içtik. İlk önce şunu belirtmeliyim, Ermenistan'a gelip de Envoy Hostel'de kalmamak çok büyük hata olur, kalacak yer ayarlamayan Wataru'yu hostele götürdüğümde minnet duygusunu saklayamadı. Ermenistan ucuz bir ülke, hatta söylentilere göre Dünyanın en fakir ikinci ülkesi. Coğrafi koşullardan olsa gerek, insanı Doğu insanından farksız. Hayvanı ise muazzam. Yediğim en güzel etleri bu ülkede yedim. Hatta düşünmeden edemedim, Arjantin'deki hatırı sayılır Ermeni diasporasının, o meşhur Arjantin bifteklerinde bir paylarının olup olmadığını... Hani yurtdışına çıkanların olmazsa olmaz laflarındandır,'' bizi bizden iyi tanıyorlar'' lafı... Ermenilerde bizi yeterince iyi tanıyorlar, pek tabi ki malum yılların getirdiği birliktelik yadsınamaz. Bir başkent dağın izdüşümünü bu kadar güzel mi yansıtır ? Erivan'sa yansıtır. Ararat, Kilikya, Akdamar gibi bir çok sembolu halen içlerinde yaşatıyorlar. Ermenistan'da gördüğüm insan tiplerinden bahsetmek gerekirse, hayvana küspe yedirtmeyen çılgın çobanlar, ülkelerinden dışlanmış şarapsever Fransızlar, götüm götüm yürüyen Türkler, mübarek şehir paris paris diyen İranlılar...

     Ermenistanı bir şehir olarak görmek mümkün, turistik bölgelerine günü birlik gezilerle ziyaret etmek de mümkün.Aslında dünyada herşey mümkün. Dediğim gibi ben 4 gece kaldım, fakat bir haftada ülkeyi güzel bir şekilde, doya doya gezmek mümkün. Eğer iki kişiyseniz, başkente bir saat uzaklıktaki turistik mekanları görmek için taksi tutmak en mantıklısı. Fas'da cebelleştiğim taksicilerden sonra bana burası çıtır çerez geldi, mümkünse CV'me yazacağım Fas'da ki deneyimlerimi. Ermenistan vizesini sınır kapısında 21 günlük veriyorlar, dediğim gibi hiç sıkılmadan 4 gün geçirdim, çok rahatlıkla bir hafta daha kalırdım. Harikulade bir ülke. Garni Tapınağı, Geghard Manastırı, Khor Virap Manastırına, Wataru ile birlikte taksi kiralayıp gittik. Ülkedeyken sorulduğu zaman, Türküm demekten korkmayın, sanıldığı kadar nefret etmiyorlar, nötrler. Hayatımda yaşadığım en ilginç anılarımdan birini Garni Tapınağından çıkarken Wataru ile birlikte yaşadım. Tam tapınakdan çıkıp, manastıra doğru yol alacağız, çıkışta kör bir adam Wataru'ya sen Japon musun diye sordu. Wataru'da evet deyince, adam başladı Japonca konuşmaya. Yaklaşık beş dakika durmadan Japonca konuştu, Wataru şaşkın bir şekilde dinliyor. Ardından taksiye bindik, sordum ne konuştu diye, Japonya'nın kültür sanatından bahsetmiş, filmlerden edebiyattan. Hakikaten şaştık, kaldık. Garni tapınağının içinde ise geleneksel acıklı Ermeni müziklerini dinledik. Enstrüman pek tabi ki duduk idi. Bu geleneksel bir Ermeni enstrümanı. Garniye dönelim, Küçük bir Pantheon.  Ermenilerin eski inançlarından biri de Mithra idi. Mithra bir tanrı, rivayete göre Apollon, Hermes, Helios ile eş değer. Mithra aynı zamanda Ahura-Mazda'nın sağ kolu. Bu bölge bir Urartu toprağı olduğundan tarihi 3000 yıl öncesine kadar gidiyor. Urartuları hatırladınız mı , hani başkenti Van idi. Urartular o dönemde İran'ın Urmiye bölgesinde de hüküm sürüyorlardı, şuan Kürtler Urumiyeyi sahiplenmiş durumda, İranlı Türkler ise şimdilik bu duruma uyuz olmakla idare ediyorlar. Urartular o zamanlar da İran topraklarında da egemen olduklarından dolayı, Zerdüştlük, tapınak gibi olaylarla da birbirlerine son derece yakınlar. Hatta tarihi dostluklar hiç bir zaman unutulmuyor. Erivan'ın merkezinde ki İran mimarisiyle yapılmış Mavi Cami, İsfahan'da ki Ermeni bölgesi olan Jolfa'da ki kiliseler kardeşliğin baki olduğunu halen gösteriyor, buna mukabil insanlar hep merak eder, konu açılmışken bahsedeyim. Laik düzeni savunan Esad'a, Şeriatın hüküm sürdüğü İran neden destek veriyor diye, Hasan Sabbah'dan süregelen dostluk ve pek tabi ki günümüzün menfaatlerini de göz ardı etmeden, şuan bu iki devlet birbirlerine arka çıkmakta, her neyse konu dağıldı. Garniye dönelim, Ermeni kralı Trdat tarafından yapılan bu tapınağın tarihi 2000 yıl öncesine dayanıyor. Tapınağın altındaki nehir, arkasındaki kanyonlar ne denli tarihi bir yer olduğunu zaten doğasıyla anlatıyor. Mütevazi sütunlarıyla son derece nazik bir yapı. Küçük ama doyurucu tıp kı Erivan gibi. Ardından Geghard'a varınca ise tabire caizse büyülendik, hatta birbirimizi kaybettik içeride. Süper bir manastır, tarihi 4.yüzyıla kadar uzanıyor. Zamanında burası dini merkezmiş, ve Ermenistan'da görmeye alıştığım dağlar, gene burada manastırı çevreliyor. Bahsetmeden olmaz, oyma işçiliğinin ustası Ermenilerdir. Bunu Echmiadzin'de kavramıştım, daha önce ne kadar duysam da görmesi bir başka oluyor. Geghard'da gene buna rastlıyorum. Oyma sanatında ne kadar başarılı olduklarını, renk yazı uyumunun dışa yansıttığı güzellik estetikten de fazlası. Khor Virap ise muhteşem bir doğanın içine kurulmuş bir manastır, Ağrı dağının bu halk için neden bu kadar önemli olduğunu insanın beynine resmen kazıyor, Geçenlerde okumuştum, Ermeni şair Gabudikyan'ın Ağrı dağı için söylediklerini : Sizin için Ağrı dağı yükseklik meselesi, bizim için ise derinlik meselesidir. Buradan Türkiye o kadar yakın ki, sınır açık olsa belki 30 dakika sürer. Burada ülkemizin Doğu illerindeki evlilik törenlerini andıran süslü özentili gelin arabaları, bol makyajlı gelin ve ciddi damadın kilise ziyaretlerine denk geldim. Khor Virap'a gelip harikulade fotoğraflar çekilebilir, sebebi arkasındaki Ağrı dağının efekti. İshak Paşa sarayı bizim için ne ise, onlar için de Khor Virap bence o. Pek tabiki doğa ve mimari açısından. Bu gittiğim yerlerin hepsini daha turistler bozmamış. Kışın buraya tekrar gidip sokaklarında, manastırlarında yürümek istiyorum ve ayrıca burayı fotoğraflamak da ayrı bir zevk.
   İnsanı son derece güzel ve misafirperver olan bu toplumla ilgili yaşadıklarımdan biraz bahsetmek istiyorum, otobüs istasyonunun orada deli dana gibi dönerken, ingilizce bilen birini ararken, imdadımıza yetişen Ermeni arkadaşımız bize son derece yardımcı oldu. Her nedense dil sorununu en çok bu ülkede yaşadım, sonuçta Türk olarak herkese giremiyorsunuz, çünkü anında '' Where are you from '' sorusunu soruyorlar. Bize yardımcı olan Aramayis bizi şehirde gezdirdi ve ardından lahmacuncuya götürdü. Lahmajo. bir gece önce biz Sarkisyanın mekanına gitmiştik. Türk olduğumu duyunca baya yardımcı oldular. Sarkisyan sanırım Antep doğumlu, işi iyi biliyor. Hatta garsona Sarkisyan bu mu diye sorduğumu hatırlıyorum. Merak işte yaa. Ardından ikimizde siyasi konulara girmekten değildik, fakat içimizde bulunduğumuz durum bazen bizi bu muhabbetlere sokmadı değil, sağolsun Wataruda apolitik olunca son derece huzurlu bir tatil geçirdik. Sürekli bir arayışta olan gençler gibi sağcı,solcu,dinci,laik,komunist,ateist gibi kendini herhangi bir kalıba koymayan bir Japon. Bir diğer gün Cascade'ye doğru yol aldık.Poghots caddesi boyunca yürüyerek Cascade varıyoruz. Girişte Kolombiyalı heykeltraş Fernando Botero'nun heykellerini görüyoruz. Panaromik Erivan manzarası için en doğru adres burası. Cam müzesi ve bir çok heykeli burada görmek mümkün. Tepeye çıkmadan önce, sağdaki eski güzel binalarda oldukça etkileyiciydi. Ardından Tumanyan caddesinde yediğimiz shawarmalardan bir kez daha yemek için Tumanyan'a doğru yol alıyoruz. Ermeniler bu işi gayet iyi yapıyorlar. Hatta başka yeni bir tat aramak istemiyordum, her öğün buraya gelebilirdim. Opera meydanına oldukça yakın olduğundan dolayı shawarmacı oldukça yoğun. Hostele dönüp biraz istirahat ettikten sonra akşam Cumhuriyet meydanına gidiyoruz. Geceleri oldukça renkli ve hareketli. Yerel halki gözlemlemek için en güzel mekan burası.

  Bir diğer gün Wataru ile birlikte yerel minibüslerle Echmiadzin'e doğru yol alıyoruz. Minibusden iniyoruz en son durakta, fakat gitmek istediğimiz yerden çok uzaktayız herhalde, kendimi Anadolu'da hissediyorum, ufak bakkallar, kalitesiz abur cuburlar, kara kaşlı sokak satıcıları, yanımda Japon olunca herkes tabi bize bakıyor. Enteresan bir ortamdı, ardından 20 dakika yürüdükten sonra, Ermeniler için bir diğer kutsal mekan olan Echmiadzin'e varıyoruz. Burası bir park gibi, içeride kiliseler var, ahşap üzerindeki çekici oymalar girişte beni karşılıyor. Bir anda hastası oluyorum. Wataru beni bi çeksene diyorum, sure sure diyip fotoğrafımı çekiyor. İçerisi büyük bir alan, süslenip güzel kokular süren gençler,yaşlılar ibadete gelmişler. Doğuda din, batıda felsefe derlerdi bir ara. Hakikaten öyle. Akşam semte geri dönüyoruz, Wataruyla restauranta gidiyoruz, yan masamızda  Türkiye'de öğretmenevlerinde görmeye sıkca alıştığımız türden bir masada oturan orta yaşlılıkdan emekliliğe geçiş döneminin verdiği stresle gülen 10-15 kişilik bir grup görüyorum. Bir de rehber var.  Sürekli Orta yolu bulmaya çalışıyor, bu gece de sorun çıkmasa tamamdır, zaten yarın döneceğiz diyor içinden çok belli. Wataru seviyor güzel yerlerde yemeyi içmeyi, hostele dönerken çok mutluydu. O mutlu olunca, ben de mutlu oluyordum.
   1Türk Lirası, 200 Drama tekabül ediyor. Bunun verdiği rahatlıkla tüketimdeki artış da gözle görülür bir şekilde banka hesap ekstrelerine yansıyor. Erivan'da son günümde üzerime bir hüzün çöktü, bir gün daha mı kalsam ya dedim kendi kendime. Fakat önümde İran var. Heyecan büyüktü, Tumanyan caddesine yakın bir yerden Tebrize biletimi aldım ve ardından Soykırım müzesine gittim. Şehrin en güzel yerine, ve şehrin en güzel binasını yapıp üstüne adını bir de soykırım koyunca kimilerimizi çileden çıkarsa da, oturup dinlemede fayda var. Fakat insan düşünmeden edemiyor, keşke bir Sarkisyan ve şeküreleri bu binaya harcadıkları şov mahiyetindeki parayı keşke insanlarına harcasalarmış, yapmayın demiyorum, yapın ama kendi bütçenizden yaptığınızın bir kanıtı olsaymış daha iyi olurdu. Her neyse, uzun merdivenleri tırmanıyorum, karşıma çıkan ilk binaya giriyorum. Fakat belli ki burası değil, içeride üç tane yağız delikanlıya soruyorum, pek tabi ki dil bariyeri var aramızda. Bildikleri tek şeyi soruyorlar : '' Where are you from ? '' Turkey deyince bir başlıyorlar gülmeye. Ama bunu bir tek yaşayan bilir, adamlar gülmekten ölecekler resmen. Elini boğazına götürerek anlatmaya başlıyor, Türkler bizi kesti manasında. Dün gece ki rehber gibi ben de orta yolu bulmaya çalışıyorum yok öyle bir şey, hepimiz kardeşiz gibisinden. Ama adamlar az kalsın sandalyeden düşeceklerdi gülmekten. Ardından bana müzenin yerini gösteriyorlar. Ve fotoğraf çekiniyoruz. Sonradan öğreniyorum meğersem orası Spor ve Konser salonuymuş. Müzeye doğru ilerlerken, insani tribe sokan cinsden bir soprano ile karşılaşıyorum. Vira bismillah deyip devam ediyorum. Müzeye gitmek için , içinden geçtiğim parkda korkulu gözlerle çocuğunu kucağından tutan kadının heykeli, soprano gibi sebeplerden dolayı bir yandan da içeriye girmek için merağım bir kat artıyor. İçeri girmeden önce kapıda kadın soruyor: ''Where are you from ? '' Turkey deyince, peki diyor ve beni içeriye alıyor. Zaten müze son derece küçük bir yer.  İçeride istatistiki veriler ve fotoğraflar var. Dışında da bir anıt var. İçeriye gelelim, açlıktan iskelete dönüşmüş çocuklar, Ermenilerin kesik başlarının yanında poz veren askerler, kiliselerin harabeye çevrilmesi, sünnet edilen yaşlılar aklımda kalan bazı fotoğraflar. Yaşananlar, tehcir süreci inkar edilecek şeyler değil, fakat içerideki dezenformasyonu ben yemedim açıkcası. İki tarafda da inanılmaz derecede dezenformasyona ve saptırmaya çok rahat bir şekilde ulaşmak mümkün. Taşnak ve Hınçak partilerinin burunlarından kıl aldırmamaları, aklı selimden uzak tehcir süreci günümüz insanına pek de önyargısız yorum yapma fırsatı vermiyor doğrusu. İçerideki rakamlar ise son derece abartılı geldi bana. Özellikle Anadolu'nun küçük şehirlerinde verilen kilise rakamları bile hiç inandırıcı değildi. Fakat bunların hiç biri ölenlerin masum insanlar olduğu gerçeğini değiştirmiyor. Ardından anıt alanından çıkıyorum. Aklıma gelmişken plakalarımızda birbirine çok benziyor. Yolculuk İran'a. Son olarak : Ermenistan güzeldir...


























2 yorum:

Ahmet Emre Büyük dedi ki...

Kendi ülkesini beğenmeyip, başka ülkeleri beğenen çomar seni. Çok meraklıysan git Ermenistan'da yaşa. Senin gibi vatan hainlerine ihtiyacımız yok. Sen Türkiye'nin nesini beğenmiyorsun? Senin gibilerden nefret ediyorum. Nasıl bir insan (!) başka bir ülkeyi kendi vatanından daha çok sevebilir? Mümkünse git Ermenistan vatandaşlığına geç. Birdaha da TÜRKiye'ye adımını atma. Vatan haini çomar.

Adsız dedi ki...

Ahmet Emre sen ne kadar irkci asagilik bir adamsin. Türklerle ermeniler iki kardeş halkit ve 1000 yil beraber yaşamiştir. Türkiyeyi neden beğenmiyoruz biliyor musun? Senin gobi irkci şerefsizler yüzünden. Bu ülkeyi mahfettiniz. Sizin bu tahammülsüzlügünüz, asiri milliyetciliginiz, kabaliginiz ve öküzlügünüz ülkeyi mahfetti. Bak adsm ne güzel gezmis dolasmis Ermenistanda ve cok da iyi agirlanmis. Cünkü ermeniler bariscil bir millet, senin gibi saldirgan barzolar degiller. Sen ermeni gördügün yerde öldürmek istersin ama ermeniler türk görünce dostluk kurup arkadas oluyorlar. Iste aradaki fark da tam olarak bu. Bu yüzden de türkiyede yasanmiyor. Senin gibi hayvan herifler ülkenin icine sicti. Keske sizin yerinize bariscil ve dost ermeni halkiyla birlikte yaşasak

Yorum Gönder