Ukrayna Gezi Notları

12 Kasım 2013

                                                     KIEV (17.10.2013- 21.10.2013)

     Kafayı, Kieslowski, Mo Yan ve Napoli ile bozmadan önce hazırlanmış bir gezi programıydı. Aslında kafası karışık her bireyin içinde bulunduğu çıkmazlardan biri , bir nevi Foucault sarkacına benzer bazı geziler. Çaresizliğin vermiş olduğu huysuzluk, depresyondan çıktıktan sonra çalan ilk şarkının Özgün tarafından söylenmesi, şeytanı reddetmenin verdiği huzur, düşünmenin düşlendiği coğrafyalara bakış... bu mottolara bakış, Elbruz'da farklıdır, Allahüekber dağlarında farklıdır, bu yüzden ikisine de gitmek gerekiyor.
     Tunus'a niyet, Ukrayna'ya kısmet. Millerimle almış olduğum Tunus biletimi, ani bir kararla Ukrayna biletimle değiştirdim. İstanbul- Kiev iki saatten az sürüyor. Pasaport kontrolünden kolayca geçip, sırt çantama kavuşuyorum anında içini açıp boyalara bakıyorum. Bankamatik para çekip, kapıdaki Skybus adlı otobüse atlayıp merkeze doğru yol alıyorum. Borispol havalimanı şehrin 15 kilometre dışında bulunuyor. 40 grivna ile otobüsle merkeze gidebilirsiniz. Ben 25 grivna ödeyip, merkezin biraz dışındaki metro istasyonunda iniyorum. 4 grivna 1 liraya tekabül ediyor. Ardından 2 grivnalık metro biletiyle Nataliya'nın evine doğru yol alıyorum. Metronun 50 kuruş olması ayrı bir olumlu nokta. Ukrayna ülkemize oranla daha ucuz bir ülke. Ülkemizden Ukrayna'ya kavimler göçünün bir diğer sebebi de bu olsa gerek. Diğer sebebini siz biliyorsunuz zaten. Maço ve zengin erkeklerimiz için, kadın faktörü, Kiev'in güzel kiliselerinden daha önemli. Kiev sokaklarında yürürken Türkçe'yi arada bir duyacaksınız. Lviv'e göre daha yoğun bir ses. Kiev'de Nataliya'nın sovyet mobilyalarıyla bezeli, güzel evinde konakladım. Annesi de geldi. Gürcü yemeklerini masaya yatırdık. Nataliya'nın arkadaşına ebru boyaları getirdim, inşallah kırılmaz diyerekten, sağ salim vardım eve. Hemen bir yemek yedik. Sabah 5'den beri ayaktayım, ben biraz şehri gezeyim, akşam yemeğe gideriz ya da evde bişeyler hazırlarız diyerekten anlaştık. O da zaten evde çalışıyor. Ardından şehirde yürümeye başladım.
   Çernobil müzesi eve çok yakın olduğundan bir gidip göreyim dedim. İçerideki her şey Kiril alfabesiyle yazıldığından pek bir şey anlayamadım ben de videolarla ve fotoğraflarla yetindim. Ardından Kiev'in güzel kiliselerini görmek için Andriyivisky uzviz'e doğru yürümeye başladım ve tepeye çıktığımda ilk karşıma çıkan kilise, St.Andrew kilisesi oldu. Soğan kubbelerin Ortodoks kiliselerin vazgeçilmezi olduğunu geçen sene bu zamanlarda Rusya gezisinde anlamıştım. Bu Barok kiliseden Kiev'i kuşbakışı izleyebilirsiniz. Bir de Kiev'in en güzel yönü turistik yerlerin ücretsiz olması. Tarihi 18.yüzyıla dayanan bu kiliseyi görmeden geçmeyin. Fotoğraflık bir yapı. Ardından dümdüz yürüdüğünüzde karşınıza çıkacak ilk yapı, St Michael's Golden-Domed Manastırı olacak. Saat kulesine sırtınızı verdiğinizde St Michael meydanında güvercin avcılarını göreceksiniz. Gürcü kılıklı üç beş Romen, size Müslüman ülkelerde ki kapalı çarşı esnaflarını andıran bir ısrarla ''fotoğraf çekin güvercinle please'' diyecektir. Hemen bir U yapın, manastıra girin ve aşık olun. Altın bezeli, mavi, beyaz renk cümbüşüyle harikulade bir manastır. Manastırdan sonra yolun hemen karşısında St Sophia Catedralini göreceksiniz. Orjinal ismi Ayasofyadır. Eski bir Ortodoks katedrali. Buraya giriş ücretli. Ben parkını doya doya gezdim. Bizans mimarisini iliklerinize kadar hissedeceksiniz desem bana sakın inanmayın. Yalan söylüyorum, okumasam anlamazdım bile. Tarihi 11.yüzyıla kadar gidiyor. Küçük bir Pechersk Lavra diyelim. Bir Unesco şeysi demeyi unuttum. Hemen buradan sağa dönüp sonra aşağıya inerseniz, Golden gate'yi göreceksiniz. Ha yok ben diğer sokaktan aşağıya incem diyorsanız, Maidan nezalezhnosti'yi görürsünüz. (which is quite impressive tarzında pohpohlanan bir meydan) Burada yemek yemek için bir çok cafe ve restaurant bulabilirsiniz. Ayrıca bu meydanın kimileri için manevi önemi de var. Örneğin Turuncu devrimin başlangıç noktasıdır. 2004 yılında iki ay süren protestoların merkezidir. Yuşçenko ve şekürelerinin Doğu Ukrayna'da seçimlere hile karıştırıldığını iddaa ederek, destekçileri meydanlara dökülmüştür. Bilakis seçimler tekrarlanmıştır ve Yuşçenko iki ay sonra iktidara gelmiştir. Devrimin ismi Yuşçenko'nun seçim zamanında kullandığı renkten gelmektedir. Ardından Yanukoviç sonuçlara itiraz eder, fakat pek de ciddiye alınmaz. Her neyse, ardından Mariyinsky parkına gidip akşam üzeri bir yürüyüş yapıyorum.
    Pechersk Lavra'ya ayrı bir parantez açmak gerekiyor. Koyu Ortodokslar için en önemli mekanlardan. Gürcülerden sonra gördüğüm en dindar halk Ukraynalılar. Genci yaşlısı bir çok yerliyi kiliselerde görmek mümkün. Manastırın aşağısında mağaraların olduğu bölgeye gitmeden dönmeyin. Zaten manastıra giriş oldukca ucuz, öğrenciyseniz tabii. Mağaralara inince, kapkaranlık labirent gibi bir yol , herkesin elinde mum, hasiktir noluyor ya dedirtti bana. İçim kıpır kıpır oldu bir an. Çıt çıkmıyor, göz gözü görmüyor. Manastırın içerisinde, saat kulesi, Berestove kilisesi ilgimi çeken yapılardan. Büyük bir alana kurulmuş manastırın hemen yanında yemyeşil alanlarla bezeli, hemen oturup Kiev'e mütevazi bir bakış atabilirsiniz. Bu arada manastırın tarihi 11.yüzyıla dayanıyor. Metroyla kolayca ulaşabilirsiniz. 10 dakikalık bir yürüyüş sonrası hemen karşınızda beliriverecek.









































                                                   LVIV (21-10-2013-26-10-2013)

   Kiev'den Lviv'e trenle gittim geldim. Gidiş de transexpress, dönüşte gece treni. Biletler yaklaşık 120 lira civarında tuttu. Lviv'de hostel olarak Old City Hostel, otel olarak Sonata oteli tavsiye ediyorum. Lviv'de özel olarak gittiğim bir yer olmadı, aksine deli gibi yürüdüm. Polonya'dan sevgili Paulina ile Lviv'i hatim ettik diyemeyeceğim, aksine makara yaptık, farklı duygulardan duygular yarattık. Lviv'in Old Town'i harikulade fakat Avrupa'nın diğer başkentlerinden farksız. Lviv'in kalesi, meşhur Opera binası, Ermeni kilisesi, Ermeni sokağı, Polakların mezarları, Adam Mickiewicz'in heykeli ve diğer katedralleriyle görülmeye değer bir şehir. Bol bol dinlendim, bol bol yürüdüm, Kırım'a giderek üçleme yapmak isterdim fakat nasip olmadı. Lviv görülmeye değer. Opera binasının önündeki, satranç oynayan ikiliyi izleyen ihtiyar heyetini görmeden dönmeyin. Euro2012'den dolayı şehri tekrardan yenilemişler, kiril alfabesinin sıkıntısını çekmedik. Ukrayna'nın en Avrupai şehri. Hem mimari ile hem de düzen ile ...Kiev'e dönüşte,gece treninde üç tane sarhoş obez Ukraynalı beklerken, üç tane sarhoş genç bayanla döndüm, dönüş güzeldi ...

















                                            Döndüm, yatağımdayım...

0 yorum:

Yorum Gönder