Tebriz

29 Ekim 2013

    Tebriz'e vardığımda saat gece 3 sularıydı. Kalacak yerim yok, koskoca otobüsde bir ben indim Tebriz'de, hem de yolun ortasında bıraktılar. Sağolsunlar bana taksi çağırdılar, bir kaç otele götürdü beni taksici her yer full. Sonra taksici gencin, Türkçe konuşuyoruz bu arada, amca oğlunun evinin önüne gittik, rezidansı andıran bir site. Aradık aradık açmıyor, ardından çocuk kızdı amcaoğluna. Beni evine götürdü, arabanın arkasına kıvrıldım, bana su ve yemek getirdi,3-4 saat uyumuşum, kalktım hotellerin bulunduğu Firdevsi caddesine bıraktı, gene her yer full. Yolda bir kaç kişi bana yardımcı olmaya çalıştı. İşe gitmeden önce dolandık bütün otelleri gene full. Ardından bir tane çayhaneye gidiyorum, artık yoruldum. Anında sırt çantamı gören ahali, menemenlerini bir kenara bırakıp, çay söylüyorlar bana. Yer bulamadığımı öğrenince, Ali abi(İngilizce muallimi) ben Meşhed otelin oğluna ders verdim, onlara yer bulur, olmazsa bize gideriz. Ardından Şangay'lı bir delikanlı geliyor, kendince kıtlama çay içmeye çalışıyor, ahali kendi arasında gülmeye başlıyor. Her neyse ardından Ali abinin nalbur arkadaşının dükkanına eşyalarımı bırakıp gezmeye başlıyorum, 12-1 gibi otele yerleşeceğim. Gezmeye başlarken ilk ilgimi çeken sıkma meyve sularıyla dolu dükkanlar. İnsana kendini Güneydoğu Asya'nın tropik adalarında hissettiriyor. Bu arada Tourist İnformation'a uğruyoruz. Türkiyeden geldiğimi duyunca millet başlıyor benimle konuşmaya. Tourist Information'da ki muhabbetler, Türkiye'de ki devlet dairelerinde gerçekleşen o can sıkıcı samimiyetten uzak konuşmaların bir çeşitiydi. 50-55 yaşında abimizle sohbet etmeye çalışırken, sürekli Mustafa bey, Mustafa bey diyip duruyor, ulan bir dur. Ardından şirinlik olsun diye Mustafa Kemal Atatürk tarzında bir espri yapıyor. Her neyse yanından biri çıkıyor, o elindeki kitabı bir versene diyor, veriyorum. Zafer Bozkaya'nın kitabında kendisini buluyor. Nasser bey. Bak bu benim diyor. Her neyse Ali abiyle çıkıyoruz, ardından bir daha buluşmak üzere ayrılıyoruz. Ben de o üç saat içerisinde Tebrizi gezmeye başlıyorum, gidilecek yerler belli, Azerbaycan Müzesi, Tebriz Kalesi, Mescid-e Kabud gibi belli başlı, meşhur yerleri gezmeye başlıyorum. Mescid-e Kabud tek kelime ile hastası oldum. Ardından meşhur kapalı çarşısını gezdim. 1000 yıllık olduğu rivayet ediliyor. Pazar falan gezmeyi sevmem, burası bizden ve bir de insanlara salça olmuyorlar, ee ne diye dışarıda güneşin altında yürüyeyim? Boynumda fotoğraf makinemle başlıyorum yürümeye, ardından boynumda birinin elini hissediyorum. Gel yeğenim diyor, bir fotoğrafımı çek diyor, ardından o alıyor benimkini çekiyor. Ve dükkanı kapatıyor, kahveye gidiyoruz Reza abiyle birlikte. Çay ısmarlıyor, sohbet ediyoruz. Heralde hiç bir zaman unutamayacağım bir laf söylüyor: İnsan savaşmaz diyor. Politikaya falan girmiyor, Fuzuli'den bir kaç beyit okuyor kahvede.

 
Ardından aramızda ilginç bir diyalog geçiyor:
- Almanya'ya gittin mi ?
- Gittim
- Ben de gittim.
Ardından bir kaç tur atıp, sohbet ediyoruz ve ayrılıyoruz. Otele dönüyorum, bir tane Brescia'lı çiftle tanışıyorum. Tek başına otel odasında kalmak ne sıkıcı bir şeymiş. En son Tayland'da kalmıştım. Bir diğer gün Tebriz kalesine tekrardan gidiyorum, 500 yıllık tarihi resmen çürütmüşler. Sağlı sollu güzelim kaleyi tahrip etmişler, bir de önüne tabire caizse cami dikmişler. Camiye girilmiyor, namaz kılınmıyor, ee niye yaptınız bu camiyi ? Sebep muhtemelen bir kültürü yok etmek. Ardından İlgölüne doğru yol alıyorum. Biraz şehrin dışında, şuan bu yazıyı yazarken kendimi aşırı mutlu hissediyorum. İran'da geçirdiğim bir ay  bana 4 yıllık bir lisans bölümü bitirmişcesine mutlu etti. Kepimi sessizlik kulesine asacağım. İlgölüne gitmek için otobüslerin nereden kalktığına bakıyordum, yolda hemen birine sorayım dedim, cevabı alıyorum, fakat farklı bir cevap, adam bildiğin İstanbullu gibi konuşuyor. Hemen soruyorum, cevabı söyle oluyor, biz Türküz ve dilimizi bilmeliyiz. Rıza ile birlikte samimi bir arkadaşlığımız başlıyor. Birlikte İlgölüne gidiyoruz, okula gidip diplomasını alacakken benimle İlgölüne geliyor. Bir hafta sonra Ankara'ya veterinerlik okumaya gidecek zaten, her şey üzerine 3-4 saat sohbet ettik ve beni Tahrana dönmek için terminale kadar bıraktı, hatta gel bize gidelim dedi yarın Kandovan'a gideriz, abi boşver dedim. Kandovan'a çakma Kapadokya yakıştırmasından sonra pek gitmeyi elvermedi içim. Tebriz'e dönüşte yolda Rıza'nın dayıoğlunu gördük, kızlara yazıyordu. Rıza'nın muhteşem Türkçesi ve özüne kültürüne olan ilgisine şapka çıkarıyorum ve gece otobüsünde Tahran'a gitmek için uyuyorum. Vip otobüsler 25.000 tümen civarında yani 8 dolar. Yolculuk 7 saat sürüyor.





 

0 yorum:

Yorum Gönder