İran Gezi Notları

10 Ekim 2013

   





İran'da geçirdiğim bir ayda yaşadıklarım, hissettiklerim, gördüklerim, öğrendiklerim pek tabii ki bir blog sayfasına sığmayacak derecede. Bu ülkenin tarihi, kültürü zaten inanılmaz, bir de üstüne eşsiz misafirperverliği ile insan faktörü eklenince Dünyanın en enteresan ülkesi oluyor. Buraya gelen yabancı turistlerde orjinal, zaten yerel halk da orjinal, 5 dakika sonrası ne olacağını bilmiyor insan. Her an her şey yaşanabilir. Bir ay vakit geçirmeme rağmen halen ülkenin bir diğer yarısını gezemedim. İşte İran böyle manyak bir ülke. Komşumuz fakat tanımıyoruz, fazla felsefe yapmayacağım, kısaca şunu söylüyorum, gitmeyen kaybeder. Şu ana kadar 35 ülkeye gittim, bunların içinde en farklısı, en eşsizi ve en güzeli ve en güvenlisi. Gitmeden önce tahminen ülkede bulunan Zafer Bozkaya'nın en son  kitabını aldım fakat pek fazla tatmin olmadım. Ellerine sağlık Zafer beyin son derece güzel bir kitap fakat uzun süreli gezecekler kesinlikle Lonely Planet almalı. Zafer Bozkaya'nın kitabında büyük şehirlerle ilgili bilgiler olduğundan dolayı pek doyurucu değildi benim için. Lonely Planet almadınız ise çok fazla kafaya takmayın, bizimkiler Tebriz'de korsanını basıyorlar 10 dolara. Hüngür hüngür ağladığım, gülmekten uyuyamadığım bu ülke tıp kı benim duygularım gibi paradokslarıyla güzel. Ben zaten normal, rutin insanlardan pek haz etmediğim gibi, çatlak görece rahatsız tipleri her zaman benimsemişimdir. Bu ülkeyi ise kendi ülkem gibi sahiplendim. İlk önce nereleri gezdim : Tebriz- Tahran- Meşhed- Nişabur- Tus- Yezd- Şiraz- İsfahan- Kashan- Kirmanşah- Hamedan- Tahran- İstanbul.

     Öncelikle para biriminden bahsedeyim, Para birimi Riyal fakat halk arasında Tümen kullanılıyor, yani ben İrandayken 1 dolar 30000 riyal idi. Fakat bu para 3000 tümen olarak kullanılıyor. Geçtiğimiz sene 1 dolar 1000 tümene tekabül ediyordu. İran parası gün geçtikçe değersizleşiyor, enflasyon artıyor, bundan dolayıda halk yurtdışına çıkmakta zorluk çekiyor. Maaşı dolar bazında aylık 3000 dolar olan insanlar şimdi 1000 dolar kazanıyor. Ülkedeki yerel halk zaten bundan şikayetçi, ya da şikayetlerinden biri diyelim.
     
     İrana vardığınızda bir çok şeyin vitrin olduğunu daha iyi anlayacaksınız. Örneğin, kadın-erkek ilişkileri, alkol tüketimi en başta akla gelenlerden. Tahran'da, Şiraz'da alkol tüketimine bizzat arkadaşlarım sayesinde şahit oldum, hani bir klişe vardır ya, İran'da kadınlarla trafikde tanışıyorsunuz, bu gerçekten doğru. 3 ışığa bakar. İran herhalde Müslüman aleminin en farklı üyesi, hem mezhep hem de tarihsel süreç tezimi kuvvetlendiriyor. Müslüman ülkelerde ve pek tabi ki bizim ülkemizde de tiksindiğim şeylerden biridir, turisti kazıklamak, turiste salça olmak, anlamsız sorular vs, İran'da yaklaşık 10 şehirde bulundum, ve herbirinin kendine özgü büyük kapalı pazarları var. Hiç birinde turiste yanaşanı görmedim, ülkenin belki de benim için en büyük artısı buydu. Burada rızk %100 helal yollarından kazanılıyor diyebilirim. Hatta Ali Sadr mağarasından çıkıp Hamedan merkeze doğru yol almak için herhangi bir ulaşım aracı bekliyordum, kenarda oturan taksicilerle aramda son derece samimi bir muhabbetin içinde buldum kendimi. Yaklaşık 5-6 taksici, arabalarıyla birlikte oturmuşlar sohbet ediyorlar. Bende şehre taksiyle dönmeye karar verdim, bir kaç kişi bekliyoruz, diğer iki üç taksicide taksi arayanlara yardım ediyorlar fakat kendileri için değil, arkadaşlarına müşteri arıyorlardı. Aklıma bu sırada, tarihi yarımadadakilerin ve Marakeşin çakal taksicilerinin buraya gelip insanlık stajı yapmaları gerektiği kanısına vardım. Her Ademoğlunun ve aynı zamandan her Havva kızının en azından bir ay kalması gerekiyor İran'da, unuttuğumuz bazı şeyleri bize yeniden hatırlatıyorlar.

    Aklıma geldikçe yüzümde bir gülümseme oluşur, Ahmedinecad'ın ''İran'da eşcinsel yok'' lafı... Herhalde adamcağız İran'a hiç turist gelmediğini düşündü, boş buldu salladı. Tahran'ın kuzeyinde yoksul bir semtte yaşayan bu abimiz, şehre pek gelmiyor besbelli. Çünkü Tajrish metrosunun önündeki ve Enghelab meydanındaki eşcinsellerden habersiz yaşıyor. '' Malum adam yalan söylüyor, İslam Cumhuriyetinde adamın çükünü keserler'', en azından gitmeyenler hep böyle düşünür. Gidip döndükten sonra daha bir komik geliyor bu tarz düşünceler. Ayrıca bizi bizden iyi tanıyıp da, bizim onları hiç tanıyamamamız ise acınası. Hayatımda izlemediğim kadar Türk dizisini bu ülkede izledim, hatta merakla sorulan bazı soruları bilemediğimden dolayı cevapsız bıraktım.

    Bütçe hakkında konuşmak gerekirse, ülke içerisinde uçak, vip otobüsler ve birinci sınıf trenlerle seyahat ettim. Bir aylık süre içerisinde bir hafta otelde kaldım. Diğer günler halkın evlerini bana açmasıyla konaklama gibi bir harcamada bulunmadım. Bu bana özgü bir durum değil, yolda tanıştığım yabancı gezginlerin de bu tip anıları var, fakat Türkseniz bu iş daha da kolaylaşıyor. Bir ayda toplam 500 dolar harcadım. Kredi kartı getirmenizin hiç bir anlamı yok, boşuna stres yapmayın, bu ülkede hırsıza rastlamanız çok zor. Nakit paradan başka bir şansınız yok. Para bozdurma konusunda ise sokaktaki seyyar satıcılardan paranızı bozdurun. Hem zevkli hem de heyecanlı. Ben pek fazla sistematik bir şekilde gezmedim. Tamamen doğaçlama gezdim, sabahları terminale giderek gideceğim yeri seçtim, hotellere  rezervasyon yapmadan. En güzeli de bu. İran'da hostel sistemi pek gelişmiş değil. Çok nadir var. İran'ın yolları, ulaşım imkanları fevkalade. Özellikle vip otobüslerle yolculuk yapmanızı şiddetle tavsiye ederim. Araba kiralayarak gezmek biraz kasabilir, yollarda sık sık kontrol var. Otobüs yolculuklarında gişelerde otobüs hep duruyor, şöför yolun karşısına geçip evrakları büroya götürüyor.

     Mümkün mertebe bu ülkeye tek gelin, tek yaşayın çünkü zaten beş dakika bile yalnız kalmayacaksınız. Bayanlar çok fazla tedirgin olmasınlar fakat İran'da olduklarını da unutmasınlar. İsfahan'da gece otururken bir tane Alman kız gelmişti Şiraz'dan. Hayatında gördüğü en güzel partiyi Şiraz'da geçirdiğini söylemişti, işte böyle paradokslarla dolu bir ülke. Zaten şehir şehir yaşadıklarımı daha detaylı yazacağım. İkramları bu ülkede geri çevirmeyin, hiç bir şekilde art niyet yoktur. İsfahan için kefil olamayağım , çünkü son derece turistik bir şehir. Belki abarttığımı düşünebilirsiniz fakat burası şu ana kadar gördüğüm en güvenli ülke. En azından Türkiyeden kat be kat daha güvenli bir ülke. Ben Afganistan sınırından Irak sınırına kadar gezdim, herhangi bir güvenlik sorunu yaşamadım. Hatta Batının sindirme projesine, bu insanları terorist gibi göstermeleri aklıma geldikçe sinirim bozulmadı değil.

     Şehir içlerindeki sistem taksi-dolmuşlarla dolu. Tahran'da metro kullandım, diğer şehirlerde hep taksi-dolmuş. Hafif bir korna çalarlar geçerken, gideceğiniz yeri camdan söylersiniz, oraya doğru gidiyorsa durur, gitmiyorsa gazlar devam eder. Başlarda bir tedirginlik olacaktır, arabada kadın var binsem mi binmesem mi diye, hiç çekinmeyin direkt oturun, dedik ya bazı şeyler vitrin. Ben başı açık çarşaflı gördüm bu ülkede. Ülkenin %35'i Türk olduğundan Türkçe'nin faydasıyla yeterince karşılaşacaksınız. Tebriz, Erdebil, Urmiye, Hamedan gibi şehir Türk nüfusuyla dolu. Kirmanşah, Zevcan gibi şehirler de ise Kürt nüfusuyla dolu. Pakistan sınırı ise Zahedan özellikle Belucilerle dolu. Az da olsa Zerdüşt nüfusu ise Yezd şehrinde halen yaşamakta. Ahvaz, Bandar Abbas gibi şehirler de ise Arap nüfusu hakim. Lakin bu bölgelere yazın gitmek imkansız gibi bir şey hava 45 dereceden aşağıya inmiyor. Bir de İran'ın meşhur iki adasından bahsetmeden olmaz. Qeshm ve Kish adalarına da yaz aylarında gitmenin bir manası yok. Ekim ayı ideal. Yazın sıcaklık normal değerlerde değil.
  
   Tahran'ın hava kirliliğinden bahsetmeden edemeyeceğim, akşamları eve gelirken artık kusacakmısım gibi hissediyordum, kussam egzoz çıkacakmış gibi bir intibaya kapıldım. Şaka bir yana Tahran'dan Elbruz'a ukala bir bakış atarken, boğazıma kaçan egzozlardan bahsetmeseydim, Fellini filmlerini beğenmeyen bir Finli kadar mağrur olurdum. Konu İran'sa dinden bahsetmeden olmaz. Evet İran çok dindar bir ülke, ve namaz kılmayanı asıyorlar. (yersen). İran'a vardığınızda şeriat sisteminin halkları münafıklaştırdığını göreceksiniz. Sınıra kadar Müslüman herkes, sonra ... Biraz daha açalım konuyu, şöyle bir örnek vermek gerekirse, Cuma günü, Cuma saatinde,İstanbul sokakları, İran sokaklarından daha boş. Camiler ise vakit namazlarında ön safı dolduğunda, o gece imamlar mutlulukdan uyuyamıyorlarmış. Biz Sünniyiz, İran'da eli bağlı namaz kılsak bir şey olur mu, endişesi vardır herkesde, korkmayın hiç bir şey olmaz. Nezaketli insanlar, Hamaney'in çocuklarına denk gelmediğiniz sürece sorun yok, denk gelmeniz de zaten çok düşük bir ihtimal. Şii inancında ezan 3 kez okunur, öğle ile ikindi cem edilir, akşam ile de yatsı cem edilir. Kerbala ve Meşhed şiiler için en kutsal iki yerdir. İmamların mezarları buradadır. Sadece tek bir İmam'ın mezarı İrandadır. O da 8.İmam, Ali Riza. 12 İmam kültürünü benimsemeleri Şiilik ile Sünnilik arasında ki en temel fark. Yeni jenerasyonun din ile pek alakaları yok. Hatta hiçbir yerde olmadığı kadar burada '' Sen gerçek bir müslümansın '' lafını duydum. Sebep ? Geçen sene oruç tutmuş olmam. Peki eyvallah da bana şöyle zor ünvanlar vermeyin, kendimi kötü hissediyorum sonra. İmamların ölüm ve doğum günlerinde Meşhed resmi tatil. Bütün İmamların değil tabi ki. 6.İmam Cafer Es Sadık'ın ölüm yıl dönümünde ben Kirmanşah'da oteldeydim, maç izliyordum. Bir ara zapping yaptım, Hamaney konuşma yapıyordu. Hükümet kanalları sabah akşam dini yayın yaparken, evlerindeki uydu ile halk, Türk dizilerini izliyordu. Hatta gençliğin bir çoğu Dünyadan bir haber yaşıyor. Tahran'da beni misafir eden çiceği burnunda çifte, (yaşları 32), Pazartesi günü tatilmiş, bir imamın ölüm yıl dönümüymüş hangi imam diye sorunca, bana aynen şu cevabı verdi pek tabi ki anlamsız tebessümüyle birlikte : Valla bilmiyorum ki. Bu muhabbetten 10 dakika önce David Gilmour ile Roger Waters arasında yaşanan tartışmaları son derece hevesli bir şekilde anlatan bu abimiz, konu dine gelince her nedense bilmiyorum tribine girdi, 32 yıldır İran'dan çıkmamışsın, 32 yıldır bu tatili kullanıyorsun, ve bilmiyorsun öyle mi ? Bir ilginç not ise Şiilikte namaz kılırken alna koyulan mühür, toprak parçasından oluşan bu mühür Kerbela'dan geliyor. Secde pak toprağın üzerine yapılmalı inancına sahipler. Diğer farklı özellikleri ise, eli açık namaz kılmaları ve selam vermemeleri.

  Ayrıca bu ülkede tanıdığım insanları özetlemek gerekirse, gerçek anlamda entellektüel birikimleri bizlerden kat kat yüksekler. Örneğin anında Fuzuli'den bir beyit patlatmaları muhtemel. Yolun ortasında tanıştığım bir adamın Opera sanatçısı çıkması, Şiraz'da bana ev sahipliği yapan Elahe'nin dağcı olması, Meşhed'de evinde kaldığım Hooman'ın 15 yaşındaki kız kardeşinin sular seller gibi İngilizce konuşması, her köşeden çıkan şairlerin çokluğu, musikiden anlamayan insanların azlığı İrana olan saygımı bir kaç kat daha arttırdı. Örneğin İran'a yolunuz düşecek ise orta yaşlı insanlarla takılmanızı öneririm. Gençliğin aklı bir karış havada, Tahran metrosunda sıkça rastladığım kurşun kalemle yaptıkları dövmeler, kendi kültürlerine olan uzaklıkları kısa sürede antipati kazanmam için yeterli bir kaç sebepten biriydi. İran'ın İzmiri Şirazdan söz edelim, Şiraz'a vardığımda anında farklılığı gözlemledim, Hafız'ın, Sadi'nin, esrarengiz bağlara sahip olan bu şehirde ki insanların rahatlığı ve güzelliğine vurulmadım desem yalan olur. Açık ara İran'ın en güzel kızları Şirazlılar. İranlılar bu konuda bana katılmıyorlar, onlara göre İranlı Türkleri tek geçiyorlar. Şiraz'da herhangi bir sanatçıya rastlama olasılığınız oldukça yüksek.

    Hazır gevezeliğim üstündeyken biraz da yemekler de bahsedeyim. İran topraklarına girdiğinizde çok belirgin bir şekilde ülkemizde bulduğumuz lezzeti burada bulamayacağınızdan emin olun. Son derece bariz bir lezzet sorunu var. Hatta Ermeni sınırını geçer geçmez, Tebrize bir saat kala bir yerde mola verdik, malum yol üstü bir mekan, otobüslerin durduğu bir yer. İnanılmaz bir kebap beklemiyorum pek tabii ki fakat adam buz gibi kebap getiriyor. Lezzet sıfır. Bir de boş tabağı almaya geldiğinde benden herhalde '' beğendim '' lafını duymak istiyor, öyle bir bakıyor ki eleman. Her neyse otobüsde bir Japon ile birlikte oturduk yemeğe oturduk. İran'dan önce Türkiye'deymiş. Herhangi bir kötü tecrübe yaşadın mı diye soruyorum, gözleri doluyor, içim parçalanıyor. Noldu diyorum. Başlıyor anlatmaya, 3 arkadaşıyla birlikte taksimde bir mekana gidip 3-4 bira içmişler, ardından iki tane serseri bunlardan 5 milyar hesap istemiş, üstüne üstlük silah çekip tehdit etmişler, ve gitmişler ATM'ye para çekip bu iki dingile ödemeyi yapmışlar. Ardından polise gidip, Türk Polisinin umursamaz tavırıyla karşılaşmışlar. İnsan üzülüyor, ülkeyi ne hale getirdiniz. Her neyse, İran yemeği denilince aklıma benim üç yemek çeşiti geliyor, sırasıyla :Tebriz köfte, Dizi kebap, Çello kebap. Tebriz köfte sulu bir köfte, Anadolu'da eşine rastlamak mümkün. Dizi ise farklı bir deneyim, ufak taş bir çömlek ve havaneliyle birlikte geliyor. önce suyunu çorba niyetine bol pide ile yiyorsunuz ardından kalanını havaneliyle ezip tabağa döküp etleri ve sebzeleri yiyorsunuz. Meşhed'de ki harikulade lezzetliydi, Şiraz'da İmam Rıza'nın biraderlerinin türbesinin hemen yanında yedim, rezaletti. Artık yerlilere sorup iyisini bulacaksınız. Üçüncüsü ise Çello kebap. 1 kilo pilavın yanında bir adana ile servis edilir. Pilavlar tereyağsız yenilmez. Üstünde de nar taneleriyle servis edilir. Hayatınız pilav olabilir. Son derece lezzetli ve ucuz. Hamedan'da sokakta bir kazan dolusu pilav ile satanlarda var. Ücreti 3000 tomandı. Yani bir dolar. Ali abimle keyifle yedik. İran'da ekmek bulamayacaksınız, 7-24 pide yeniliyor bu ülkede. Ayranlarını ise sakın denemeyin, facia. Ermenistan'da hayatımın en güzel ayranı içtikten sonra burada en kötüsünü içtim. İran'da, Tahran hariç dışarıda yemek kültürü pek yok, insanlar dışarıda yemek yerine, eşyalarını alıp, bir de elektrikli ocaklarıyla birlikte kendileri pişirir kendileri yerler ve orada da hemen uyurlar. Ayrıca İran'da inanılmaz derecede yerli nüfus oranı var. Şehrin her yerinde çadır kuranları görmek mümkün, uzun yollarda arabanın tavanına bağlanan bavullar ise halkın vazgeçilmezi. Malum para değersiz, adamlar da kendi ülkelerini geziyorlar. Kendi yerel fast food zincirleride vardır, örneğin bir gece Tahran'da hamburger yemeye çıkmıştık, harikulade bir lezzet vardı. İyisini bulmak gerekiyor, heralde başkentin tek en iyi hamburgercisi oydu, çünkü akıllara zarar bir sıra vardı.

   Aklıma gelmişken, Farslıları, Araplardan ayıran bir diğer özellikte, tek eşlilik ve az çocuk sayısıdır. Örneğin tanıdığım insanların %80i  iki ve altı çocuk sayısına sahiptiler. İran'da genelde Türklerin çocuk sayısı 3-4 civarı. Açıkçası gitmeden önce sayının bu kadar az olacağını beklemiyordum. İmam Gazali, Firdevsi, Ömer Hayyam, Baba Tahir, İbn-i Sina, Şehriyar, Sadi, Hafız gibi isimler hiç zorlamadan direkt aklıma gelen isimler, İran'da yaşamış ya da doğmuş zamanın fikir ve bilim adamları. Nasıl bir kültüre ve tarihe gideceğiniz konusunda bir kaç ipucu verebilir sanırım bu isimler.

 1979'da başa gelen Humeyni, (sanırım soğuk bir şubat sabahıydı.) hemen hemen bir iki sene adam akıllı ülkeyi yönetti. Çünkü 1980-88 yılları arasındaki İran-Irak savaşından dolayı ülkeyle pek alakadar olamadı. Su, elektrik, benzin bedava olacak diyerekten Cem Uzanvari verdiği bir kaç vaadini yerine getiremedi, rasyonel bir bireyin zaten kanabileceği cinsden vaatler değil. Sahi ya Beyler size Kum'da kim ders veriyor ? Buradan Humeyni'yi ayda gördüklerini iddaa edenlere sesleniyorum, biraz Kum'dan çıkın, ülkenizi tanıyın. Yakışmıyor size. 1989'da hakkı rahmetine kavuşan Humeyni'den sonra dini lider olan Hamaney halen ülkenin dini lideri. Humeyniye göre daha bir güleryüzlü. Humeyni'den önceki dönem ise Pehlevi dönemi, Rıza Pehlevi'yi Atatürk ile aynı karede görmek mümkün.

    Sosyal hayatta kadının yeri azımsanmayacak derecede yüksek. Örneğin Türkiye ile kıyaslamak gerekirse, kadınlar iş hayatında her yerdeler. Çalışmak öyle büyük bir lüks değil, kadınlar evde dizlerini kırıp oturmuyorlar. Özellikle trafikde kadınların yoğunluğu gözden kaçmıyor. Otobüs ve metroları da halk çok yaygın bir şekilde kullanıyor. Yerli marka arabaların çokluğunun yanı sıra, en yaygın ithal edilen marka Peugout. Otobüslerde genelde erkekler önden, kadınlar arkadan biniyorlar. Metroda ise kadın kısmı ayrı erkek kısmı ayrı, fakat erkek kısmında yer yer kadınları görmek mümkün. Kadınların etek giymeleri yasak da olsa, yeni nesil gençlerden bir kaçını ben etekli gördüm, zaten benim şahsi fikrime göre İslam Cumhuriyetinin 10-15 senesi var. Sonrası Allah Kerim. 2009'da ki seçimler sonrası ayaklanan halkı devlet silahlarla susturmuş. Tahran'da evinde kaldığım kadın 5 gün nezarette kalmış. 79'dan bu yana en büyük halk ayaklanması bu. Hatta halk ayaklanmalarında Türkler yani Tebriz şehri başı çekiyor. 2006 yılında İran gazetesinde Türkleri aşağılayan bir karikatür sonrası halkın sokağa dökülmesi üzerine, hükümetin geri adım atarak özür dilemesi, Türk nüfusunun hem maddi hem de manevi gücünü gösteriyor. Irak savaşında Türklerin rolüde es geçilmemeli. Türkiye'de Kürdün rolü neyse, İran'da da Türkün rolü o. Dikkatinizi çekerim, Azeri demiyorum. Türk. Çünkü Alban kökenli değil bu toplum, Oğuz boyundan geliyor. Belki de Güney ile Kuzey Azerbaycanı ayıran en önemli hususda bu olmalı. Son olarak Ahamenişlerden, İslam Cumhuriyetine kadar İran'ı konuşarak bitiremezsiniz, heykelleri, müzeleri, Büyük Kurus'un yazılı bildirisi, kendinden geçmiş Humeyni'nin şeküreleri, Musaddık'ın İngilizlere kafa tutuşu, petrolün millileştirilmesi (Halen bu olay resmi tatil olarak kutlanmaktadır), Persepolisi, Şiraz'ın bağları, İsfahan'ın sarayları ve camileri, Hamedan'ın Anadoluluğu, Zerdüştlerin farklılığı, Hayyam'ın, Hafız'ın varlığı (ki bu isimler yerel halk için çok şey ifade ediyor.),eşi benzeri olmayan insanlarını görmek için İran'a gidin...

1 yorum:

tereyag kabı dedi ki...
Bu yorum yazar tarafından silindi.

Yorum Gönder