Egzoz Kokan Şehir : Tahran

29 Ekim 2013

     Tahran'a vardığımda gökyüzü halen karanlıktı, Couchsurfing'den çiçeği burnunda bir çift beni ağırlayacaklardı, fakat saat sabahın 5'i olduğundan, oturdum bir kenara, başladım Demavand'ı izlemeye. Belli bir süre sonra tuvalete gitmeye karar verdim, yanımda yağız bir delikanlıya çantaya göz kulak olur musun dedim ve gittim. Önümde elli kişilik tuvalet kuyruğu, bu arada tuvalet hiç bir yerde paralı değil. Halka açık otobüs garında alaturka tuvalet yaparsan, tabi ki orayı bok götürür. İran'dan kaçasım geldi bir anda her neyse. Tabi 20-30 dakika beklettim arkadaşı. Döndüğümde senin kalacak yerin var mı, ne yapıyorsun burada diye sordu. Ya valla telefon bekliyorum dedim. Seni gideceğin yere ben götüreyim vaktim var dedi. Rasht'lı biri Tahranı çok da iyi bilmiyor. Malum 15 milyon nüfus var. İranın metrobüsü Brtlere binip, dolmuşa geçiyoruz, ardından bir daha dolmuş ve yürüyerek beni Couchsurfing'de kalacağım yere kadar götürüyor. Yaklaşık bir saat sürdü yolculuk adam üşenmeden hala sana bir telefon hattı alalım diyor. Abi yapma etme ben hallederim diyorum. Couchsurfing'den beni ağırlayacak olan çifte  de telefonda bir fırça çekti. Ardından ekledi '' he is not responsible, not good man ''  ben de ortayı bulacağım ya abi adam işe gitti, kız da nasıl gelip alsın diyorum. Ardından kızı aşağıya çağırdı bir daha tekrarladı. Bana adresini verdi, Rasht'e gelince ara diye. Laf arasında Meşhede gideceğim ben de buradan sonra dedim. Aa ben de oradaydım geçen hafta doktora başvurusu yaptım dedi. Eve girdiğimde ise İran ile yakından uzaktan ilgisi olmayan bir ortama girdim. Biraz kestirdikten sonra, şehri keşfedelim. Pis bir şehir, kalabalık zaten. Metrosu oldukça havalı. 10 sent. Darısı başımıza. Hazır metroda güzel, Humeyninin kabrine gideyim dedim. Kırmızı hattın son durağı, şehrin dışı, hemen hemen bir saat sürdü. Vardığımda kabir, kutsal toprakların çevresini anımsattı. Aynalarla bezeli, bir hayli süslü bir kabir. İran'da para sorun değil, olsa da olur olmasa da, maksat sevdiklerine para harcamak. Ardından Tajrish metrosuna geçiyorum Derbent'e geçmek için. Derbent, ülkemizde ki alabalık tesislerini andıran Tahran'ın tepesinde bir restaurantlar silsilesi. Hala bir İran hattı almak nasip olmadı, çiceği burnunda çift, beni almaya gelecekler ve eve gideceğiz fakat İran'da Türk hattı malum çok yazıyor. Sokaktan herhangi birini çevirin anında telefonunu verir, ve ardından sizi almaya gelecek kişiler gelmeden de bırakmazlar. Bir diğer gün meşhur Pazarın hemen yakınında ki Gülistan sarayına geçiyorum. Hayatımda gördüğüm en güzel saray. Kaçarlar zamanında yapılmış. İçeriye giriş 50000 tümen. İçeride ki bütün yerleri görmek isterseniz tabi. Bence değer. İçeride belki de şuan askerde olan Meşhed'li Ninayla tanışıyorum. Ben de Tahrandan sonra Meşhed'e gideceğim. Anında beni sarıyor. Sana bir hat alalım, bir de uçak bileti alalım. Başlıyor arkadaşlarını aramaya. Tatil zamanına denk geldiğim için ( Perşembe-Cuma) trende yer yoktur diyor. Zaten ben de bütün ulaşım koşullarını görmek istiyorum. Biletim olmasına rağmen içeride ki yerlere bile adamlar kendileri girmiyorlar, bana veriyorlar biletlerini. Anlatmaya çalışmayın, kabul etmiyorlar. Gülistan sarayı'nın cazibesi bir tarafa, Nina'yı tanımak bile keyifliydi. Ardından saraydan çıkıp bana uçak bileti almak için şehri resmen taradık. Ardından 45 dolara bir uçak bileti aldık. Bu arada bana hat almak için metro istasyonunun içinde ki bir banka vari sim kartcıya uğradık. Girişte ki güvenlik İran sınırlarında sinirimi bozan tek Farslıydı. Beni sinir etmek istiyorsanız, alın pasaportumu bir de sakız çiğneyin, başlayın yavaşca sayfaları çevirmeye. Dellenmem için yeterli bir sebep. Ardından bir de ekleyin, sizin oralardan Amerikaya gitmek kolay ? .Ya ver şunu hasta etme adamı diyip ayrılıyoruz. Ardından Nina, Ben seni Meşhed'e inince alacağım diyerek ayrıldık. Belki de İran macerası burada başladı. Ardından İnkilap meydanında bir kaçta volta atıp, eve dönüyorum. Mücevher müzesini görmek nasip olmadı, fakat ilerleyen şehirlerde tanıştığım insanlar baya övdüler. İran'da girdiğim ya da girmediğim yerleri umursamıyorum. Bir sonra ki gün couchsurfing çifti tatile gideceklerinden dolayı, ben son günümü başka bir yerde geçirmek zorunda kalıyorum. Couch sayfasına bir post atıyorum, bu arada Mina adlı bir kızdan mesaj geliyor, Meksikalı bir arkadaşa şehri gezdireceğim, sen de gel istersen diyor. Ardından buluşuyoruz. Meksika'lı çocuk Suudi Arabistan'da çalıştığından dolayı bu tip ortamlara uzak değil. Arapçası da fena değil. En azından Farsi dilini okuyabiliyor. İranlı kızlara da anında vuruluyor. Seksi İspanyolcası ile kızlar çok seksi diyor ve bizi gezdiren kıza da bu kız hiç bir şey bilmiyor diyerek ekliyor. Hakikaten Mina enteresan bir telaş içerisinde bizi mutlu etmeye çalışıyordu, Meksikalı da aç olunca sinirleniyor. Abi ben 30 yaşında adamım, bu cafe de ne işimiz var diyor. Ben istanbula gelsem sen beni buraya mı getirirsin diyor. Şeytan tüyü: İspanyolca konuşan halkın sahip olduğu bir ayrıcalıktır. Ardından bir nete gireyim, hala kalcak yerim yok belki biri yazmıştır diyorum. Hakikaten de bir orta yaşlı bayan, ben de kalabilirsin diyor. Ve son gecemi orada geçiriyorum. Unutmadan, Tahran'a oldukça yakın bir mesafede bulunan Rey şehrini es geçmeyin.  Selçukluların kurucusu Tuğrul Beyin kabri burada bulunmaktadır. Ayrıca Şiiler için önemli bir şehir. İmamzadelerden Hamza'nın kabri burada. Gece Mina beni Rose'nin evi bırakıyor. Bir sonra ki sabah da Meşhed'e gitmek için havalanına doğru yola koyuluyorum.




















 

0 yorum:

Yorum Gönder